Benim ! Kuant...

Göklere bakmak tarih boyunca çok önemli oldu. Altında ömür geçirdiğimiz kimi sönük, kimi parlak yıldız ışıkları altında, tam anlamı ile tanımadığımız bir gezegen üzerinde bin yıllardır yaşamaya çalışıyoruz. 4.5 Milyar yıl yaşındaki bir gezegen üzerindeyiz.

Yaşının saptanması uğruna hayatını kaybeden nice bilim adamlarının içinden geçip gittiği bin yıllar sonrasında, dünya 7 milyar insanı geçmiş durumda..

Bilen var, bilmeyen var, bilmeye direnen ve bilmeye aç olan var.

Ego, cana kıyma hakkı, alçakgönüllülük, zerafet, cesaret, onursuzluk, masumiyet ve sayısız zıtlık içeren kavram aynı potada erimeden karışıp duruyor birbirine.. Bu kaynayan kazanın içinde güneşimiz ışıdığı sürece aynı gezegendeyiz. Karbon salınımı, zararlı gazlar, sağlıksız besin üretimi, doğa katli v.s dünyanın ömür kalitesini tüketiyor. Gaia, yani dünyamız, bildiği herşeyi uygulayarak yaşamaya devam ediyor. Hem de insana rağmen..

Gökyüzünün yıldızları altında, o yıldızlara ve onların hareketlerine bakarak binyıllardır insanın kaderi üzerinde pek çok söz söyleyen gelecekçi yöntem oldu. Astroloji, Feng Shui, kabuk, çubuk, su, hava, kahve falları derken, insanoğlu bir türlü göremediği bir gelecek hakkında, yettiremediği bilimine destek aldı. Sıkıştıkça yaratıcıya, kendi icat edince muhteşem egosuna sarıldı.


Yöntemlerin aralarından bazıları haklı gururunu yaşamaya ve ortaçağda gördüğü zulümden yavaşça ve kıvranarak kurtulmaya başladı. İskenderiye kütüphanesine yanan ve dünyayı -eğer kalsalardı- şimdikinden farklı bir yönde değiştirecek olan pek çok bilgiye nihayet yeniden yüzyıllar sonra az da olsa ulaşabilir durumdayız. Aya gitmek marifet olarak 1969'da tarih sayfalarına yazılırken, şimdi bulunduğumuz anın sanal gerçeklik düzeyi hakkında konuşmaktayız. Hal böyle olunca, sanallık yer yüzü ve gökyüzünde eşit hale geldi. Her nerede olursak olalım, olup olmadığımızdan dahi şüphe eder durumdayız.


Ne olursa, tüm bu sözleri söyleme sebebim olan şeyi söyleyeceğim şimdi..

Gelecek, şimdi ya da geçmiş.. Hepsini, çağının ötesinde düşünen ve kesinliğine damga vurulmuş olan şeyleri sorgulan insanlar değiştirmiştir. Yaratıcının sonsuz olasılık içinde yarattığı aleme, bir baş ve bir son ile, bir büyüklük ve bir küçüklük atıyan biz zavallı insanoğlunun içinde, ne halde olduğumuzu gören ve tüm bunların aşılması için uğraşmış insanlar var. Tarih bilim dünyasında, asla olamaz denenlerin olabileceğini gösteren insanların hayat hikayeleri ile dolu.. Üstelik bunlar masal değil. Gerçek.. Acı, ten sızısı, ter, yürek yarası, sabır, ölüm, mutluluk, umut ve inanç dolu..

Geleceğin nasıl olacağı hakkında birşeyleri en iyi söylemeye çalışan kişi olmaktansa, onun içinde nasıl varolmak gerektiği üzerine konuşmak en önemli görevimiz.



Zira, yalancı yeni yılın yaklaştığı şu günlerde, aslında gökyüzünün yeni yılı ile alakası olmayan 1 Ocak’ta gelmeyen yeni yıl için birşeyler söylemek istedim. Bunun için ay takviminin de eşlik ettiği, luni-solar takvim kullanılarak tespit edilmiş takvim ile, ilkbahar döngüsü kullanılmalı. Bu yüzden şu önümüzdeki günlere yeni yıl yerine 1 Ocağın seneyi devriyesi demek içimden geliyor.

Bize kesinlik içeren bilgiler aktarmaya çalışan her türlü yöntemin, korku temasız, umut, ümit dolu ve geleceği nasıl daha iyi hale getireceğimiz konusunda konuşan taraflarını duymak ve görmek istiyorum..

Yeni çağın kuantum fiziği, baktığımız yönün baktığımız için gerçeklik kazandığını söylediği bir zaman diliminde şansımı bu yöntemden yana kullanmayı tercih ediyorum.

Vakti ile ne halde olduğumuzu gördük artık. Bizi, defalarca, çeşitli yöntemler ile ortaçağ karanlığına gömen, gömmeye çalışan pek çok fikrin içinden düşe kalka yeni çıkıyoruz. Hal böyle iken, artık “sen busun” diyen damgalar yerine, geleceği değiştirme cesareti olan insanların yargılamayan tutum ve çalışmalarını okumayı, araştırmayı ve güçlenmeyi tercih ediyorum.

Yarın tarafımızdan değiştirilip, şimdilik mucize kabilinden görünen yaratımlar yapılabilir.

Ahh ! Her birimizin bir kuant olduğumuza bir inansak..



Sevgilerimle
Funda..


back to top